|
Marmara Bölgesi'nin Avrupa yakasında, doğuda Kırklareli ve Tekirdağ, güneyde Çanakkale ve Ege Denizi, batıda Evros (Yunanistan) ve kuzeyde Haskovo (Bulgaristan) ile çevrili kenttir. Edirne ilinin geneli düzlük olup il sınırları içerisindeki en yüksek nokta 720 metrelik rakımla Korudağ'dır. % 25'i ormanlık olan ve topraklarının % 57'sinde tarım yapılan ilin en önemli akarsuyu, Karaağaç hariç olmak üzere Türk-Yunan sınırını çizen Meriç'tir. İlin iklimi güneyden kuzeye doğru çıkıldıkça sertleşir; Ege Denizi'ne kıyısı olan güney kesiminde daha çok ılıman Akdeniz iklimi yaşanırken, il merkezinin de bulunduğu kuzey kesiminde sert kışlarıyla kendini gösteren karasal iklim hakimdir. Tarih Edirne'yi kentin bulunduğu bölgeye de adlarını veren Hint-Avrupa kökenli bir kavim olan Traklar kurmuştur. Bilinen en eski ismi aynı zamanda bir Trak boyu adı olan Odrysai'dir. Uscudama ismiyle de anılan şehir yaklaşık MÖ 170 senesinde Romalıların hakimiyetine geçer. MS 125 yılında Roma İmparatoru Hadrianus'un buyruğuyla tekrar bayındırlaştırılan kente Hadrianopolis ismi verilir. Roma İmparatorluğu'nun bölünmesiyle Doğu Roma İmparatorluğu, ya da diğer adıyla Bizans'ın payına düşen şehir, bir süreliğine Avarlar, Bulgarlar ve Haçlıların eline geçse de kentin 1361 yılında Türklerce fethine değin Bizans'ta kalır. 1365 senesinde Osmanlılarca başkent yapılan Edirne, 1453'te İstanbul'un başkent olmasından sonra da önemini kısmen yitirse de, padişahların gözde yerlerinden biri ve canlı bir ticari ve idari merkez olarak kalmıştır. 18. yy.da yangınlar ve depremle sarsılan kentin gelişimine en büyük darbeyi, bir zamanlar avantaj teşkil eden Balkanlara açılan kapı olma niteliğinin Osmanlı İmparatorluğu'nun gerilemeye başlamasıyla dezavantaja dönüşmesi vurmuştur. Yabancı işgalini ilk olarak 1828-29 yılındaki Osmanlı Rus harbinde yaşayan şehir, 93 harbi'nde (1877-78) tekrar Ruslar, Balkan Harbi'nde (1912-13) ise Bulgarlar tarafından işgal edilmiştir. Birinci Balkan harbinden sonra kabul edilen barış anlaşmasıyla Bulgaristan'a geçen kent, daha anlaşmanın mürekkebi kurumadan patlak veren İkinci Balkan savaşından sonra tekrar Türk topraklarına katılmıştır. Kültür ve Eğitim Edirne, Trakya'nın genelinde hakim olduğu üzere, Rumeli Türk kültürü ile yoğrulmuş bir ildir. 1357'den beri düzenlenen Kırkpınar Yağlı Güreşleri yaz aylarında birçok yerli ve yabancı turisti çeker. Edirne'nin önemli bir azınlığı olan Roman'ların her yıl düzenledikleri Kakava Şenlikleri ilgi odağıdır.Okur-yazar oranının % 95 olduğu ilde 88 anaokulu, 409 ilköğretim okulu ve 29 lise ve dengi eğitim kurumu bulunur. Günümüzde Enez adını taşıyan Ainos, Meriç nehrinin denize döküldüğü yerde kurulmuş iki limanlı bir şehir olarak üne kavuşmuştur. Önceleri deniz kenarında olan şehir, Meriç nehrinin alüvyon sürüklemesi sonucunda kıyıdan uzaklaşmış; şu an 4 km içerde kalmıştır. Ainos, ilk iskan edildiği M.Ö. 4000'li yıllardan bu yana çok değişiklik geçirmiş olmasına rağmen yaşamını kesintisiz sürdürmüştür. Enez'e doğudan Keşan, kuzeyden ise İpsala üzerinden kara yoluyla ulaşmak mümkündür. Ainos'un ilk sakinleri kimlerdi, kesin olarak bilemiyoruz. Ancak Eskiçağ kaynaklarında, Ainos'un yerinde önceleri Trak kabilelerinin yerleşmiş olduklarını, M.Ö.7. Yüzyılda İzmir'in kuzeyinde Aiolia bölgesinde yaşayan Aioller tarafından iskan edildiği, daha sonra ise, Mytileneliler (Midilli Adası) ile Kymeliler tarafından bir kolani olarak kurulmuş olduğu zikredilmektedir. Gerçekten Enez ve çevresinde yapılan kazı ve araştırmalarda ele geçen maddi kalliltılar bu tarihi bilgileri doğrulamaktadır. M.Ö. VI. Yüzyılın sonlarında Pers Kralı Darius'un 513 tarihinde yaptığı İskit seferinden sonra Trakya ve dolayısıyla Enez Pers İmparatorluğunun hakimiyeti atına girdi. Enez, M.Ö.478/477 tarihindeAttik -Delos Deniz Birliği'ne katıldı. Şehir, Pers Kral Barışı ile M.Ö.386 yılında bağımsızlığına kavuştu. Hellenistik Çağda Ptolemayosların hakimiyetinde kalan Enez, M.Ö.ı90 yılında Romalılar'ın Trakya'yı zaptetmeleriyle tekrar bağımsızlığını elde etti. Araştırma ve Kazılar Enez'de kazılara 1971 yılında, kalenin ve şehrin çeşitli yerlerinde sondajlar yapılarak başlanmıştır. 1978 yılından itibaren kale içinde ve kentin çeşitli mevkilerinde geniş alanlarda çalışılarak Enez'in kültür tarihinin ortaya çıkartılmasına çalışılmıştır. Kazı ve araştırmalar sonucunda Enez'de şarap mahzenleri, taba ,nı mozayiklerle döşenmiş villa, hamam kalıntıları, kaldırım taşlı caddeler, bazilika ve şapeller, Roma ve Osmanlı dönemi nekropolleri gibi mimari kalıntıların yanı sıra, çeşitli malzemelerden yapılmış yüzlerce irili ufaklıtbuluntuyu da saymakmümkündür. Enez'in çevresinde köprüler, yollar, kervansaray, manastırlar gibi çeşitli dönemlerden günümüze değin ulaşan birçok kalıntı yer almaktadır. Turizm Enez'i yabancı turistlerden çok yerli turistler ziyaret etmektedirler. Denize yakın olan ve ilçe merkezini geçtikten sonra beliren bölegede villalar ve turistik konaklama alanları görülmektedir. Villalar genelde site halindedir. Bu bölgede yol yapımı ve kalkınma çalışmaları 2006 yılının yaz ayları itibariyle başlamıştır. Turistik önemin artması için bu tür çalışmalar devam etmektedir. İlçenin adı, Kanuni Sultan Süleyman’la söyleşmek hakkına sahip olan Hafsa Hatun’un adından gelir.Edirne'nin alınışından sonra ilçeye Anadolu’dan göçmen Türkler getirilip yerleştirilmiştir. İlçede dağ yoktur. Kuzey-güney doğrultusunda sıralanan tepeler vardır. Bu, az yükseltili yayvan tepelerin en yükseği, Doğruk Tepe’dir. Vadileri derinliği azdır. Bu vadilerden birinin geniş tabanı Osmanlı Ovası adıyla anılır. Başlıca akarsuları Oğulpaşa, Necatiye, Kuleli dereleriyle, Darı dere ve Aşırı deredir. Bunlar Ergene Irmağının kollarıdır. İlçede doğal göl yoktur. Yapay gölet vardır. İklim İlçe, Akdeniz iklimi Trakya Geçit Tipinin alanındadır. Rüzgarlar, daha çok kuzey yönlerinden eser. Orta şiddettedirler. Yazlar genellikle sıcak ve kurak, kışlar soğuk ve epey yağışlı geçer. İlçenin iklimi, kara iklimidir. Havsa ilçesi, yağış bakımından yarı nemlidir.
Havsa kasabasına, Hafsa Hatun bir han, Sadrazam Sokollu Mehmet Paşa bir külliye ve zamanın defterdarı (Maliye Bakanı) bir cami yaptırdı. Çok işlevli yapı topluluğu olan külliye, Mimar Sinan’ın eseridir. Sokullu’nun oğlu Kasım Bey’in hayratı olarak yapılmıştır. Balkan Savaşından ve depremlerden zarar gören yapıları, 1940 yılında halkın bağışlarıyla onarıldı. Yapıların en değerlisi, külliyedir. Bazı köylerinde tarih öncesi devirlerinde yaşayan Luviler’den kalma olduğu sanılan Ulutaş ve Kurgan kalıntıları vardır. İpsala Marmara Bölgesinin Trakya kesiminde, Edirne iline bağlı, yüzölçümü 753 km2 olan bir şirin ilçemizdir. Kuzeybatıda Meriç, Kuzeydoğuda Uzunköprü, Doğuda ve Güneyde Keşan, Güneybatıda Enez ilçeleri ile çevrilidir. İlin Güneybatısında yer alan İpsal'a alçak tepelerle engebeleşmiş, dalgalı düzlüklerden oluşan bir doğal yapı gösterir. Kuzey ve Doğu kesimlerinin 100-300 metre arasında değişen yükseltiler, Batı kesimini ise aşağı Meriç ovası'nın bir parçasını oluşturan İpsala Ovası kaplar. İlçenin bulunduğu bölge çok eski bir yerleşim bölgesidir. Bölgeye ilk gelenlerin M.Ö. 4000 yıllarında Trak kavimleri olduğu bilinmektedir. Diğer bir kaynağa göre de M.Ö. XX. Yüzyıldan itibaren Orta Asyalı Traklar Karadeniz’in Kuzeyinden ve Tuna üzerinden gelerek ilçemizde yerleşmeye başladılar. M.Ö. XII. Yüzyıla kadar ki 800 yıl boyunca yeni yeni Trak boyları gelip, bölgeye ve Doğu Trakya’ya yerleşti. Balkan Yarımadasının birçok kısmı bu gelen akım ile doldu. Traklar, Balkan Yarımadasına maden devri medeniyetini getirdiler. Onlardan kalma paralar, Trakların yazı bildiklerini ve kullandıklarını göstermektedir. Buradan çıkarılan şu ki, İlçemizde İlkçağ Trak Türklerinin gelip yerleşmesiyle başlamıştır. İpsala’da yaşayan Traklar Türk Ulusunun kollarından biri olan Trak Boyunun Odris Buduna (Kavmine) bağlı kabilelerden oluşmaktaydı. Bölgeye gelen Traklar Meriç havzasının orta ve aşağı bölümlerine yerleşmişlerdi. Pers İmparatoru I. Daryüs (Büyük Dara), M.Ö. VI. Yüzyıl sonlarında ilçemizin bulunduğu bu bölgeyi İmparatorluğuna eklemiş, Traklar Pers İmparatorluğunun zayıflama döneminde, aralarında birleşip isyan çıkarmışlardır. Trez Atlı Boy Beyi Başkanlığında bir Trak Devleti kurmuşlardır. Bu kurulan Türk Trak Devletinin Başkenti Kipsela (İpsala) idi. Başkenti Kipsela (İpsala) olan Trak boyu “Odrisler) bu bölgede yıllarca egemenlik sürmüşlerdir. Edirne ilini de başkenti Kipsela (İpsala) olan Odrisler kurmuşlardır. I.Murat’ın kumandanlarından Evranos Bey tarafından 1356 yılında alınmış olan İpsala İlçesi’nin Osmanlı tarihinde önemli bir yeri vardır. O tarihte çayır olan bugünkü çeltik ekili sahalarda Osmanlı Ordusu’na at yetiştirilirdi. İyi cins kısrak sürüleri, azgın aygırları yanlarında bu otlar üzerinde yaz kış dolaşırdı. Binilecek çağa gelen taylar bu çayırlarda kementlerle tutulur, Edirne’ye götürülür donatılır, eğitime tabi tutulurdu. Osmanlı Ordusu’na giren İpsala tayları, Türk Akıncıları’nı zafer yollarına taşır dururdu. İpsala yüzyıllarca Osmanlı Süvari Ordusu’na at yetiştirilen bir kaynak olmuştur. İpsala ilçesi önce Sofulu’ya Balkan Savaşı’ndan sonra da İbriktepe’ye bağlı nahiye idi. 1928 yılında kaza olmuştur.
İpsala'da Tarım Aşağı Meriç Havzasının önemli bir bölümü İpsala ovasıdır.Yunanistan sınırı ile İpsala ilçe merkezinden Eneze kadar olan bölümde genellikle çeltik üretimi yapılmaktadır.
Ülke Çeltik Üretiminin yüzde otuzbeşi İpsala ovasında yapılmaktadır.Ekilebilir arazi miktarı 2000 yılı verilerine göre 561.360 dekar olup bunun 159,580 dekarında sulu tarım, 401,780 dekarında ise kuru tarım yapılmaktadır. İlçede aile ziraatinin yanı sıra tarımsal amaçlı sulama kooperatiflerinin sayılarında da artış olmaktadır. İpsala İlçesi'nde çiftçi ailelerinin işledikleri arazi toplamı 9.021 dekardır. İlçede yetiştirilen diğer başlıca ürünler ayçiçeği, buğday,şeker pancarı, domates bunun yanı sıra fasulye, susam, mısır ve arpa ekimi de yapılmaktadır. İpsalanın ünlü baldo pirinci ortalama 750 kg/da ürün vermekte olup kendine özgü tadı ile sofralarımızın en çok tercih edilen Pirinç çeşididir. Ayrıca İpsala ovasında Yine Baldo gibi uzun taneli pirinç çeşitleri içerisinde Rocca da önemli ölçüde yer almaktadır. Veneria. Krasnovski,Plovdiv gibi çeşitlerin yanı sıra melezleme türleri olan Osmancık, Ergene, Serhat1 ve İpsala tohumluklarında son yıllarda üretimi artmıştır.
İpsala Gümrüğünden 2001 yılı rakamlarına göre 1 milyon yolcu giriş çıkış yapmıştı. Yine 2001 yılı rakamlarıyla giren araç sayısı 140,574 çıkan araç sayısı ise 149,000 dir. Keşan ilçesi M.Ö. 30. yy'dan itibaren Luvi ve Trak Türkleriyle başlayan bir geçmişe sahiptir. Yöre daha sonraları eski Yunan, Pers, Makedonya ve Bizans yönetimlerinde kalmış, 14.yüzyılın ikinci yarısında Osmanlı hakimiyetine girmiştir. 1877 yılında ilçe olan Keşan, sırasıyla Rus, Bulgar ve Yunan işgallerine uğramış, 11 Ekim 1922 Mudanya Ateşkes Anlaşması sonrası 19 Kasım 1922'de TBMM hükümetine bağlanmıştır. Adının Kökeni
Salakoğlu fethedildikten sonra, buraya Anadolu'dan göçmen getirtip yerleştirildi. "Gacal" tabir dilen eski yerlilerin bunların torunları olduğu söylenir. Trakya'nın güneyine yoğun olarak yerleştirilen bu yörüklere "Topkeşan" yörükleri deniliyordu. İsim zamanla kısaltıldı ve Keşan olarak kullanılmaya başlandı. Bir başka söylenceye göre ise kirişlerinin çokluğu ile dikkati çeken bir han vardı. Keşan adı "Kırkkirişhan" adından bozmadır. Keşan'ın ismi ile ilgili bir başka söylence de, bugünkü eski Mezbahahane'nin bulunduğu yerde çok eskiden bulunan,kervanlarların dinlenme yeriyle ilgilidir. burada atlar dinlendirme amaçlı kaşandırılır, yani araba ve koşumlarından sökülüp dinlendirilirmiş. kaşandırmak yani dinlendirmek deyimine dayanılarak Keşanın adı bir müddet kaşan olarak da kullanılmış. Anadolu'da halk arasında işlevi "çekmek" türünden değişik nesnelere de bu ismin verildiği görülür. Bazı yörelerde atların deri koşumlarına "kaşan" denmektedir. Ayrıca Keşan ismiyle, İran'da bir kent de bulunmaktadır. İlçenin antik çağdaki adı birçok kaynakta geçtiği gibi, "Zerlanis"tir. Bölgeye M.Ö. 30.yy'dan itibaren gelmeye başlayan Luviler'in bu ismi verdikleri kaynaklardan anlaşılmaktadır. Bu isim Roma döneminde de kullanılmıştır. Nüfus, Coğrafya ve Turizm Nüfusunun tamamının ana dili konuştuğu Keşan'ın merkezi (2000 yılı nüfus sayımına göre) 46,734, belde ve köyleri 34.842 olmak üzere toplam 77,576'dır. Bu sayı, mevsim özelliklerine bağlı olarak değişkenlik göstermekte, özellikle yaz aylarında 250,000 kişiye ulaşmaktadır Keşan Marmara Bölgesi'nin Trakya bölümündedir. Yörede Akdeniz ikliminin Marmara'ya özgü iklim şekli hüküm sürer. Yüzölçümü 1087 km2 olan Keşan'ın denizden yüksekliği 100 m.dir. En yüksek noktası ise 371 metre ile Hızırilyas (Hıdrellez) tepedir. Yıllık yağış miktarı 550-600 mm. olup, mevsimlere göre dağılımı Kış: %38, Sonbahar: %27, İlkbahar; %22 ve Yaz: %13'tür. Toplu bir yerleşme alanı görülen Keşan'da Cumhuriyet döneminde ve özellikle son 20 yılda hızlı bir yapılaşma göze çarpar. Kooperatif ve özel kişilerin yapıları halen hızla devam etmektedir. Bu hızlı gelişmeye sosyal yaşam da ayak uydurmuştur. Keşan'da her gün, özellikle haftalık pazarı olan cumartesi günü çok canlı bir günlük yaşam görülmektedir. Bu hareket Keşan'da sosyo-ekonomik hayatı da olumlu yönden etkilemektedir. Saros sahil şeridi ve burada yer alan Erikli, Mecidiye, Yayla, Gökçetepe, Sazlıdere gibi sayfiye yerleri deniz, orman ve piknik tipi yaz turizmi merkezleridir. Temiz denizi ve yakınlığı Keşan'ı yaz turizminin ilgi odağı haline dönüştürmüştür. Uzun yıllar önce yerli ve yabancı balıkadamlar tarafından keşfedilen ve Orfoz balığıyla ünlenen Saros Körfezi amatör balıkçılar için de bulunmaz cennetlerden birisidir. Saros Körfezinde 144 çeşit balık, 170 çeşit sualtı canlısı vardır. Körfez otoepürasyon denilen dünyanın kendi kendini temizleyebilen iki körfezinden biridir. Bunun yanısıra dalış turizmi (scuba diving), doğa yürüyüşü (trekking) tarzı turizm etkinlikleri için elverişlidir. Gökçetepe ve Danişment sahillerinde Orman Bakanlığı-Milli Parklar'a bağlı günübirlik ve yataklı dinlenme tesisleri vardır.
Eğitim, Kültür ve Medya Keşan Meslek Yüksek Okulu ile çevresinin kendisine olan bağının daha da arttığı gözlenen ilçe, 7 Lise, merkezde 13, belde ve köylerde 20 olmak üzere toplam 33 İlköğretim Okulu ile yörenin eğitim ve öğretim alanında önemli bir merkezini oluşturmaktadır. Keşan'da ayrıca bir halk kütüphanesi, dört özel dershane, üç özel sürücü kursu, Halk Eğitim Merkezi, Çıraklık Eğitim Merkezi gibi kuruluşlar da ilçe eğitim ve öğretiminin diğer önemli unsurlarıdır. Keşan'da kitle iletişim faaliyetleri ikisi günlük (Önder ve MedyaKeşan) ikisi haftalık (Halkın Sesi, Saros) olmak üzere 4 ayrı gazete ve bir radyo (Keşan FM) ile sürdürülmektedir. Ayrıca çeşitli okul ve derneklerin kimisi düzenli, kimisi düzensiz olarak çeşitli periyodlarda yayımlanan yayın organları da bulunmaktadır. Her yıl Ağustos ayı sonlarında Keşan Kültür ve Turizm Festivali gerçekleştirilmektedir.
Ticaret ve Sanayi Geniş bir hinterlandın sağlık merkezi olduğu gibi ticaret ve turizm merkezi de olan Keşan Vergi Dairesine kayıtlı: 25 adet Anonim, 372 adet Limited, 13 adet ticari kooperatif ve diğer türde 1 adet olmak üzere 411 şirket bulunmaktadır. 1589 ticari kazanç, 105 zirai kazanç, 138 serbest meslek ve diğer mesleklerde 385 olmak üzere gerçek usulde 2226; 2107 basit usulde ticaret, 11'i serbest meslek olmak üzere basit usulde 2118, toplam 4364 Gelir Vergisi mükellefi, 411 adet de Kurumlar Vergisi mükellefi vardır. Yukarıdaki bilgiler ışığında genel vergi durumuna bakıldığında, 1996 yılında 934 milyar olan toplam vergi tahakkuku 1997 yılı sonu itinariyle 2 trilyon lirayı bulmakta ve yine alınan bilgilere göre, vergi tahsilatının da 1997 yılı itibariyle %90'larda seyrettiği görülmektedir.
Un (5), yağ (1), çeltik (5), yem (1), süt (2), hazır çorba (1) fabrikaları dışında 11 adet süt işleme tesisi, 23 adet fırın ve 16 adet imalathane ve 3 adet hazır giyim fabrikası, 1 adet hazır beton üretim tesisi, 14 adet kömür 3 adet taş ocağı ve küçük sanayi sitesinde 30 farklı iş kolunda faaliyet gösteren küçük çaplı sanayi kuruluşları mevcuttur. Sağlık Keşan’ ın merkez, belde ve köyler nüfusunun 77.576 olmasına karşın, sağlık hizmeti verilen nüfus sayısının bu nüfustan çok daha fazla oluşu dikkat çekmektedir. Bu sayı, mevsim özelliklerine bağlı olarak değişkenlik göstermekte, özellikle yaz aylarında 250 bine ulaşmaktadır. 1 tane 100 yataklı Devlet Hastanesi, 1 Özel Hastane (Özel Keşan Vatan Hastanesi), 1 Tıp Merkezi (Özel Keşan Tıp Merkezi), 10 Sağlık Ocağı, 1 Verem Savaş Dispanseri, 1 Ana Çocuk Sağlığı ve Aile Planlaması Merkezi, 27 tane Sağlık Evi ile 1 Sosyal Sigortalar Kurumu Dispanseri mevcuttur. Keşan’ da 30 Eczane, 40 Özel Tabib Muayenehanesi, 16 Diş Hekimi, 2 Özel Biyokimya Laboratuvarı, 2 Özel Radyoloji Laboratuvarı bulunmaktadır. Trakya’ da diyaliz merkezi bulunan tek ilçe hastanesi Keşan Devlet Hastanesi’ dir. Devlet Hastanesi’ nde ayrıca bir de helikopter pisti bulunmaktadır. Osmanlı döneminde, önemli bir yeri olan ilçe zamanın şehzadelerine dinlenme ve avlanma olanağı sağlamıştır. İlçe bugünlerde turizm yönünden de gelişmenin ve keşfedilmenin gayreti içindedir. Son yıllarda yapılan arkeolojik araştırmalar göstermiştir ki ilçenin, çok sayıda yer altı zenginliklerine sahiptir. Lalapaşa, tarihi kalıntılarının çokluğu, ilçesi ve köyleri ile birlikte 17 bin yıllık bir tarihi sinesinde barındırmaktadır. Tarihi eserlerden dolmenler, yurdumuzda sadece Kars ilinde ve Lalapaşa ilçesinde bulunmaktadır. Menhirler ve kale kalıntıları yanında Mimar Sinan'ın yaptığı su yolları birer tarihi anıt olarak bugün de varlığını ayakta durarak sürdürmektedir. Buluntu ve kalıntılardan, ilçede günümüzden 5-6 bin yıl öncesinde insanoğlunun yaşadığı anlaşılmaktadır. Bazı kaynaklar da M.Ö. III. bin yılında Anadolu'ya geçen ve Avrupa'dan geldiği sanılan Lüviderden söz eder. Bunların Hint Avrupa ailesinden olduğu belirtilir. Yazılı kaynaklar bölge tarihini Traklar'la başlatır. M.Ö. VIII, ve VI. Yüzyıla ait yazılı kaynaklardan Traklar'ın ismine raslanmaktadır. Trak kabilelerinin bölgeye kuzey yoluyla geldiği ve Traklar'ın önce mağaralarda, sonra etrafı hendeklerle ve çiderle çevrilmiş köylerde yaşadıklarını belirtiyorlar. Lalapaşa, Padişah Murat Hüdavendigar'ın Lalası, Lala Şahin Paşa tarafından 1361 yılında fethedildi. Komutan Lala Şahin Paşa'nın isminin bu beldeye verildiği yazılı kaynaklarda belirtiliyor. Lalapaşa İlçesi Balkan Savaşı'na kadar merkezi Hacıdanişment olan Çöke Bucağı'na ait bir köydü ve adı Paşaköy olarak anılırdı. Ulaşım Lalapaşa ilçesi, Edirne'ye 27 km. uzaklıkta olup ulaşım karayolu ile sağlanmaktadır. Her gün düzenli olarak 30 dakikada bir Lalapaşa-Edirne arası karşılıklı servis vardır. Sadece Pazar günleri saatte bir minibüs servisi yapılmak tadır. İlçe merkezinden Edirne'ye gidiş süresi ortalama 25 dakikadır. Hamzabeyli Sınır Kapısı yolunun yapım çalışmaları tamamlandığında Lalapaşa-Edirne arasındaki mesafe 20 km'ye inecek ve ulaşım süresi azalacaktır. Hamzabeyli Sınır Kapısının açılması ilçeye ve köylerine ticaret ve turizm açısın¬dan önemli katkıları .olacağı düşünülürse bu yolun hayati önemi daha iyi anlaşılır. Turizm Muhiddin Baba Türbesi: Muhiddin Baba, doğum tarihi belli değil ölüm tarihi (Rumi 919) Miladi 1513 yılında Anadolu Yörük Türklerinden Saru Türkleri buraya gelerek yerleşmişlerdir. Köyün kurucusu II. Bayazıd dönemi vezirlerinden, Sadrazam Çandarlı İbrahim Paşa'dır. İbrahim Paşa, Kazaskerliği döneminde bu köyü İstanbul'daki camisine vakfetmiştir. İbrahim Paşa'nın oğlu olan Muhiddin Mehmet Çelebi'nin zaviyesi köyün birkaç kilometre kuzeyinde bulunuyordu. Muhiddin Mehmet Çelebi'nin ölümü sonrası zaviye ziyaret yeri olmuştur. Dolmen: Bir mezar odasının çeperlerini oluşturan dikey taşların desteklediği bir ya da daha fazla blok taşın oluşturduğu tarih öncesi yapısıdır. Dolmenlerin, Türkiye'de yalnızca Kars'ta ve Lalapaşa'da yer aldığı bilinmektedir. Lalapaşa' da bulunan Dolmen'ler Lalapaşa ilçesi'nin merkezinde Tümülüs içine gömülmüş sıradan olmayan bir Dolmen yer almaktadır Mezar odası dışarıya açılan koridoru ile görülmeye değer niteliktedir. Hacıdanişment Vaysal hudutları içersinde muhtelif büyüklükte pek çok Dolmen bulunmaktadır. Dolmenler yekpare kabataş bloklarından inşa edilmiştir. Hepsi de güneye bakan yekpare taş blok duvarların zemine yakın kısmında bir menfezi vardır. Genellikle açık bir giriş ve ardarda kapalı iki mekandan oluşmaktadır.
Menhirler: Men "taş" ve Hir "uzun" Uzuntaş anlamına gelmektedir ve toprağa dikine yerleştirilmiş tek bir blok taştan meydana gelmiş anıtlardır. Menhirler, yurdumuzda Lalapaşa yöresinde, ilçenin kuzeydoğusunda çok sayıda vardır. Hacıdanişment köyüne 1 km. kala Yenibağlar Kayalığı denilen yerde de menhirler vardır. Hacılar köyü'nün 200 m. Güneydoğu yönünde de menhirler yer almaktadır. Tümülüs: Bir mezar odasının ,üstüne taş ve toprak yığılarak oluşturulan yapay tepeciktir. Eski mezar , tepesi anlamındadır. Trakya'da 2-3 bin civarında tüinülüs olduğu sanılmaktadır. Edime - Lalapaşa yolu üzerinde Hıdırağa köyü'nün çıkışında ve Küçükdöllük köyü'nün girişinde birer tane tümülüs vardır,Bunların dışında Lalapaşa-Ortakçı arasındaki, Dokuztepeler denilen mevkide dokuz tane tümülüs yer almaktadır. Lalapaşa ilçesi ve köylerinde belli başlı olarak kara ve su avcılığını sayılabilir. Yörede avcılığa karşı büyük bir ilgi vardır. Bölge halkının sıra civar il ve ilçelerden de avcıların yöreye geldiği gözlenmektedir. Vaysal, Hacıdanişment, Kalkansöğüt ve Çallıdere gibi ormanlık alanlarda da avcılık yapılmaktadır.
İklim Adını XVI. yy'da Edirne Kirişhane Mahallesi'nin kurucusu Süle Çelebi'den alan Süloğlu, tarihi kimliği, doğal güzellikleriyle Edirne'nin küçük ama gelişmeye açık ilçelerinden biri... Tarihçesi
Uzunköprü'nün kuruluşu, 1427 yılında II.Murad Han emriyle Ergene Nehri üzerinde Mimar Muslihiddin tarafından bir köprü yapılmaya başlanmasına dayanır. Bunun öncesinde Uzunköprü'nün bu gün bulunduğu yerde ERGENE nehrinin bataklıkları ve ormanlık arazi bulunduğu bilinmektedir.
Uzunköprü, Osmanlı'nın son döneminde yaşanan savaşlar sırasında hem Yunan hem de Bulgar istilası altında kalmıştır. 1920-22 Yunan işgali sırasında ismi Makrifere olarak değiştirilmiştir. Uzunköprü'nün ilginç bir özelliği de, köprünün başında, Osmanlı ülkesinin ilk Hürriyet anıtının 1909 yılında dikilmiş olmasıdır. Bugün Yunanistan sınırına 6 km uzaklıkta yeralan Uzunköprü ilçesi geçimini tarım ve tarımsal sanayii üzerinden sağlamaktadır. Ergene Ovası'nın bereketli topraklarında çeltik, ayçiçeği ve buğday başta olmak üzere tarımsal ürünler, diğer bölgelere nazaran yüksek verimlilikle üretilmektedir. Ancak son 20 yılda Trakya'da gelişen kontrolsüz sanayii ile birlikte çevre problemleri Ergene Nehri'ni kullanılamaz hale getirmiştir. Sanayii atıklardan dolayı hergün farklı renkte akan Ergene Nehri kokusu ve içerdiği kimyasallar nedeniyle tüm bölge halkını ve ekonomisini olumsuz yönde etkilemektedir. |