• EDİRNE
  • Enez
  • Havsa
  • İpsala
  • Keşan
  • Lalapaşa
  • Meriç
  • Süloğlu
  • Uzunköprü

Marmara Bölgesi'nin Avrupa yakasında, doğuda Kırklareli ve Tekirdağ, güneyde Çanakkale ve Ege Denizi, batıda Evros (Yunanistan) ve kuzeyde Haskovo (Bulgaristan) ile çevrili kenttir. Edirne ilinin geneli düzlük olup il sınırları içerisindeki en yüksek nokta 720 metrelik rakımla Korudağ'dır. % 25'i ormanlık olan ve topraklarının % 57'sinde tarım yapılan ilin en önemli akarsuyu, Karaağaç hariç olmak üzere Türk-Yunan sınırını çizen Meriç'tir. İlin iklimi güneyden kuzeye doğru çıkıldıkça sertleşir; Ege Denizi'ne kıyısı olan güney kesiminde daha çok ılıman Akdeniz iklimi yaşanırken, il merkezinin de bulunduğu kuzey kesiminde sert kışlarıyla kendini gösteren karasal iklim hakimdir.

Tarih

Edirne'yi kentin bulunduğu bölgeye de adlarını veren Hint-Avrupa kökenli bir kavim olan Traklar kurmuştur. Bilinen en eski ismi aynı zamanda bir Trak boyu adı olan Odrysai'dir. Uscudama ismiyle de anılan şehir yaklaşık MÖ 170 senesinde Romalıların hakimiyetine geçer. MS 125 yılında Roma İmparatoru Hadrianus'un buyruğuyla tekrar bayındırlaştırılan kente Hadrianopolis ismi verilir. Roma İmparatorluğu'nun bölünmesiyle Doğu Roma İmparatorluğu, ya da diğer adıyla Bizans'ın payına düşen şehir, bir süreliğine Avarlar, Bulgarlar ve Haçlıların eline geçse de kentin 1361 yılında Türklerce fethine değin Bizans'ta kalır. 1365 senesinde Osmanlılarca başkent yapılan Edirne, 1453'te İstanbul'un başkent olmasından sonra da önemini kısmen yitirse de, padişahların gözde yerlerinden biri ve canlı bir ticari ve idari merkez olarak kalmıştır. 18. yy.da yangınlar ve depremle sarsılan kentin gelişimine en büyük darbeyi, bir zamanlar avantaj teşkil eden Balkanlara açılan kapı olma niteliğinin Osmanlı İmparatorluğu'nun gerilemeye başlamasıyla dezavantaja dönüşmesi vurmuştur. Yabancı işgalini ilk olarak 1828-29 yılındaki Osmanlı Rus harbinde yaşayan şehir, 93 harbi'nde (1877-78) tekrar Ruslar, Balkan Harbi'nde (1912-13) ise Bulgarlar tarafından işgal edilmiştir. Birinci Balkan harbinden sonra kabul edilen barış anlaşmasıyla Bulgaristan'a geçen kent, daha anlaşmanın mürekkebi kurumadan patlak veren İkinci Balkan savaşından sonra tekrar Türk topraklarına katılmıştır.


Birinci Dünya Savaşı'ndan Osmanlı Devleti'nin yenilgiyle çıkmasının ardından Edirne, Temmuz 1920'de Yunan işgaline uğramış, Kurtuluş Savaşı'nın başarıyla sonuçlanmasıyla 25 Temmuz 1922'de nihai olarak Türk egemenliğine girmiş ve Lozan Anlaşması'yla Yunanistan'dan savaş tazminatı olarak alınan Karaağaç'ın 15 Eylül 1923'te Türkiye'ye katılmasıyla ilin sınırı bugünkü halini almıştır.

Kültür ve Eğitim

Edirne, Trakya'nın genelinde hakim olduğu üzere, Rumeli Türk kültürü ile yoğrulmuş bir ildir. 1357'den beri düzenlenen Kırkpınar Yağlı Güreşleri yaz aylarında birçok yerli ve yabancı turisti çeker. Edirne'nin önemli bir azınlığı olan Roman'ların her yıl düzenledikleri Kakava Şenlikleri ilgi odağıdır.Okur-yazar oranının % 95 olduğu ilde 88 anaokulu, 409 ilköğretim okulu ve 29 lise ve dengi eğitim kurumu bulunur.

Günümüzde Enez adını taşıyan Ainos, Meriç nehrinin denize döküldüğü yerde kurulmuş iki limanlı bir şehir olarak üne kavuşmuştur. Önceleri deniz kenarında olan şehir, Meriç nehrinin alüvyon sürüklemesi sonucunda kıyıdan uzaklaşmış; şu an 4 km içerde kalmıştır. Ainos, ilk iskan edildiği M.Ö. 4000'li yıllardan bu yana çok değişiklik geçirmiş olmasına rağmen yaşamını kesintisiz sürdürmüştür.

enez

Enez'e doğudan Keşan, kuzeyden ise İpsala üzerinden kara yoluyla ulaşmak mümkündür.


Ainos'un ilk sakinleri kimlerdi, kesin olarak bilemiyoruz. Ancak Eskiçağ kaynaklarında, Ainos'un yerinde önceleri Trak kabilelerinin yerleşmiş olduklarını, M.Ö.7. Yüzyılda İzmir'in kuzeyinde Aiolia bölgesinde yaşayan Aioller tarafından iskan edildiği, daha sonra ise, Mytileneliler (Midilli Adası) ile Kymeliler tarafından bir kolani olarak kurulmuş olduğu zikredilmektedir.


Gerçekten Enez ve çevresinde yapılan kazı ve araştırmalarda ele geçen maddi kalliltılar bu tarihi bilgileri doğrulamaktadır. M.Ö. VI. Yüzyılın sonlarında Pers Kralı Darius'un 513 tarihinde yaptığı İskit seferinden sonra Trakya ve dolayısıyla Enez Pers İmparatorluğunun hakimiyeti atına girdi. Enez, M.Ö.478/477 tarihindeAttik -Delos Deniz Birliği'ne katıldı. Şehir, Pers Kral Barışı ile M.Ö.386 yılında bağımsızlığına kavuştu. Hellenistik Çağda Ptolemayosların hakimiyetinde kalan Enez, M.Ö.ı90 yılında Romalılar'ın Trakya'yı zaptetmeleriyle tekrar bağımsızlığını elde etti.

Bizans Çağında Prensiik merkezi olan Enez' e Orta Çağda Cenovalılar hakim olmuşlar. Enez 1456 yılında Fatih Sultan Mehmet'in kaptanı Has Yunus Bey tarafından zaptedilmiş ve Osmanlı Devletine Katılmıştır.


Araştırma ve Kazılar


Enez'de kazılara 1971 yılında, kalenin ve şehrin çeşitli yerlerinde sondajlar yapılarak başlanmıştır. 1978 yılından itibaren kale içinde ve kentin çeşitli mevkilerinde geniş alanlarda çalışılarak Enez'in kültür tarihinin ortaya çıkartılmasına çalışılmıştır. Kazı ve araştırmalar sonucunda Enez'de şarap mahzenleri, taba ,nı mozayiklerle döşenmiş villa, hamam kalıntıları, kaldırım taşlı caddeler, bazilika ve şapeller, Roma ve Osmanlı dönemi nekropolleri gibi mimari kalıntıların yanı sıra, çeşitli malzemelerden yapılmış yüzlerce irili ufaklıtbuluntuyu da saymakmümkündür. Enez'in çevresinde köprüler, yollar, kervansaray, manastırlar gibi çeşitli dönemlerden günümüze değin ulaşan birçok kalıntı yer almaktadır.


Turizm


Enez'i yabancı turistlerden çok yerli turistler ziyaret etmektedirler. Denize yakın olan ve ilçe merkezini geçtikten sonra beliren bölegede villalar ve turistik konaklama alanları görülmektedir. Villalar genelde site halindedir. Bu bölgede yol yapımı ve kalkınma çalışmaları 2006 yılının yaz ayları itibariyle başlamıştır. Turistik önemin artması için bu tür çalışmalar devam etmektedir.

İlçenin adı, Kanuni Sultan Süleyman’la söyleşmek hakkına sahip olan Hafsa Hatun’un adından gelir.Edirne'nin alınışından sonra ilçeye Anadolu’dan göçmen Türkler getirilip yerleştirilmiştir.

hvs

İlçede dağ yoktur. Kuzey-güney doğrultusunda sıralanan tepeler vardır. Bu, az yükseltili yayvan tepelerin en yükseği, Doğruk Tepe’dir. Vadileri derinliği azdır. Bu vadilerden birinin geniş tabanı Osmanlı Ovası adıyla anılır. Başlıca akarsuları Oğulpaşa, Necatiye, Kuleli dereleriyle, Darı dere ve Aşırı deredir. Bunlar Ergene Irmağının kollarıdır. İlçede doğal göl yoktur. Yapay gölet vardır.

İklim

İlçe, Akdeniz iklimi Trakya Geçit Tipinin alanındadır. Rüzgarlar, daha çok kuzey yönlerinden eser. Orta şiddettedirler. Yazlar genellikle sıcak ve kurak, kışlar soğuk ve epey yağışlı geçer. İlçenin iklimi, kara iklimidir. Havsa ilçesi, yağış bakımından yarı nemlidir.


Tarihi Mekanlar

Havsa kasabasına, Hafsa Hatun bir han, Sadrazam Sokollu Mehmet Paşa bir külliye ve zamanın defterdarı (Maliye Bakanı) bir cami yaptırdı. Çok işlevli yapı topluluğu olan külliye, Mimar Sinan’ın eseridir. Sokullu’nun oğlu Kasım Bey’in hayratı olarak yapılmıştır. Balkan Savaşından ve depremlerden zarar gören yapıları, 1940 yılında halkın bağışlarıyla onarıldı. Yapıların en değerlisi, külliyedir. Bazı köylerinde tarih öncesi devirlerinde yaşayan Luviler’den kalma olduğu sanılan Ulutaş ve Kurgan kalıntıları vardır.

İpsala Marmara Bölgesinin Trakya kesiminde, Edirne iline bağlı, yüzölçümü 753 km2 olan bir şirin ilçemizdir. Kuzeybatıda Meriç, Kuzeydoğuda Uzunköprü, Doğuda ve Güneyde Keşan, Güneybatıda Enez ilçeleri ile çevrilidir.

İlin Güneybatısında yer alan İpsal'a alçak tepelerle engebeleşmiş, dalgalı düzlüklerden oluşan bir doğal yapı gösterir. Kuzey ve Doğu kesimlerinin 100-300 metre arasında değişen yükseltiler, Batı kesimini ise aşağı Meriç ovası'nın bir parçasını oluşturan İpsala Ovası kaplar.

Meriç Irmağı ve kollarıyla sulanan ve sık sık su baskınına uğrayan ova 1960’larda Meriç Irmağı boyunca yapılan setlerle İlin en büyük ve verimli tarım alanlarından biri durumuna getirilmiştir. Batıda Meriç kuzeybatıda da Ergene Irmakları ilçenin doğal sınırını çizer. Ergene Irmağının kollarından Basamaklar Deresi üzerinde sulama ve taşkın önleme amacıyla kurulan Altınyazı Barajı göl alanının bir bölümü, Yeni Karpuzlu göleti ve Sultanköy barajı da ilçe sınırları içindedir.

ipsİklim yazla kış, gece ile gündüz arasındaki sıcaklık farkları ile dikkati çeker. Karasal iklim hüküm sürer. Yağışlar kış ve bahar aylarında toplanır. Çeltik ekimi nedeniyle yazın nem oranı fazladır. İpsala İlçe merkezi İpsala ovasının kuzeydoğusundaki bir tepenin yamacında kurulmuştur. İlçenin 2 km güneyinden geçerek Yunanistan sınırındaki İpsala sınır kapısına ulaşan E-25 karayolu, Keşan’da Eceabat’tan gelen E-24 karayoluyla kavşak yapar. Bu karayolu kasabadan geçen bir yolla Havsa ve Silivri yakınlarındaki iki yerden E-5 karayoluyla birleşir. İpsala ilçesi İl merkezi Edirne’ye 108 km uzaklıktadır.

İpsala Tarihi

İlçenin bulunduğu bölge çok eski bir yerleşim bölgesidir. Bölgeye ilk gelenlerin M.Ö. 4000 yıllarında Trak kavimleri olduğu bilinmektedir. Diğer bir kaynağa göre de M.Ö. XX. Yüzyıldan itibaren Orta Asyalı Traklar Karadeniz’in Kuzeyinden ve Tuna üzerinden gelerek ilçemizde yerleşmeye başladılar.

M.Ö. XII. Yüzyıla kadar ki 800 yıl boyunca yeni yeni Trak boyları gelip, bölgeye ve Doğu Trakya’ya yerleşti. Balkan Yarımadasının birçok kısmı bu gelen akım ile doldu. Traklar, Balkan Yarımadasına maden devri medeniyetini getirdiler. Onlardan kalma paralar, Trakların yazı bildiklerini ve kullandıklarını göstermektedir. Buradan çıkarılan şu ki, İlçemizde İlkçağ Trak Türklerinin gelip yerleşmesiyle başlamıştır. İpsala’da yaşayan Traklar Türk Ulusunun kollarından biri olan Trak Boyunun Odris Buduna (Kavmine) bağlı kabilelerden oluşmaktaydı. Bölgeye gelen Traklar Meriç havzasının orta ve aşağı bölümlerine yerleşmişlerdi.

Pers İmparatoru I. Daryüs (Büyük Dara), M.Ö. VI. Yüzyıl sonlarında ilçemizin bulunduğu bu bölgeyi İmparatorluğuna eklemiş, Traklar Pers İmparatorluğunun zayıflama döneminde, aralarında birleşip isyan çıkarmışlardır. Trez Atlı Boy Beyi Başkanlığında bir Trak Devleti kurmuşlardır. Bu kurulan Türk Trak Devletinin Başkenti Kipsela (İpsala) idi.


Başkenti Kipsela (İpsala) olan Trak boyu “Odrisler) bu bölgede yıllarca egemenlik sürmüşlerdir. Edirne ilini de başkenti Kipsela (İpsala) olan Odrisler kurmuşlardır.


I.Murat’ın kumandanlarından Evranos Bey tarafından 1356 yılında alınmış olan İpsala İlçesi’nin Osmanlı tarihinde önemli bir yeri vardır. O tarihte çayır olan bugünkü çeltik ekili sahalarda Osmanlı Ordusu’na at yetiştirilirdi. İyi cins kısrak sürüleri, azgın aygırları yanlarında bu otlar üzerinde yaz kış dolaşırdı. Binilecek çağa gelen taylar bu çayırlarda kementlerle tutulur, Edirne’ye götürülür donatılır, eğitime tabi tutulurdu. Osmanlı Ordusu’na giren İpsala tayları, Türk Akıncıları’nı zafer yollarına taşır dururdu. İpsala yüzyıllarca Osmanlı Süvari Ordusu’na at yetiştirilen bir kaynak olmuştur. İpsala ilçesi önce Sofulu’ya Balkan Savaşı’ndan sonra da İbriktepe’ye bağlı nahiye idi. 1928 yılında kaza olmuştur.

 

İpsala'da Tarım


Aşağı Meriç Havzasının önemli bir bölümü İpsala ovasıdır.Yunanistan sınırı ile İpsala ilçe merkezinden Eneze kadar olan bölümde genellikle çeltik üretimi yapılmaktadır.

çeltik

Ülke Çeltik Üretiminin yüzde otuzbeşi İpsala ovasında yapılmaktadır.Ekilebilir arazi miktarı 2000 yılı verilerine göre 561.360 dekar olup bunun 159,580 dekarında sulu tarım, 401,780 dekarında ise kuru tarım yapılmaktadır. İlçede aile ziraatinin yanı sıra tarımsal amaçlı sulama kooperatiflerinin sayılarında da artış olmaktadır. İpsala İlçesi'nde çiftçi ailelerinin işledikleri arazi toplamı 9.021 dekardır.

İlçede yetiştirilen diğer başlıca ürünler ayçiçeği, buğday,şeker pancarı, domates bunun yanı sıra fasulye, susam, mısır ve arpa ekimi de yapılmaktadır.

İpsalanın ünlü baldo pirinci ortalama 750 kg/da ürün vermekte olup kendine özgü tadı ile sofralarımızın en çok tercih edilen Pirinç çeşididir. Ayrıca İpsala ovasında Yine Baldo gibi uzun taneli pirinç çeşitleri içerisinde Rocca da önemli ölçüde yer almaktadır. Veneria. Krasnovski,Plovdiv gibi çeşitlerin yanı sıra melezleme türleri olan Osmancık, Ergene, Serhat1 ve İpsala tohumluklarında son yıllarda üretimi artmıştır.

günebakanİpsala Gümrüğü

İpsala Gümrüğü Edirne'nin Kapıkule'den sonra ikinci büyük sınır kapısıdır. E-25 karayolu ile Yunanistan ile Türkiyeyi birbirine bağlayan İpsala Köprüsünün bitişiğinde 11 bin metrekare alan üzerine 1956 yılında kurulmuştur. İpsala Gümrüğü 2002 yılı Eylül ayında 105 bin metrekare alan üzerine kurulu yeni Gümrük Tesislerine taşındı. 5 giriş ve 5 çıkışı olan ve Yap-İşlet-Devret modeliyle 5,5 ayda inşa edilen ve yaklaşık 5 Milyon dolara malolan İpsala Gümrük Sahası Türkiye'nin en modern kapısı durumundadır. Son yıllarda özelliklede Yugoslavyada yaşanan karışıklardan sonra yurt dışında çalışan vatandaşlarımızın tercih ettiği İpsala Sınır kapısı,Tır Taşımacılığında da önemli bir paya sahiptir.

İpsala Gümrüğünden 2001 yılı rakamlarına göre 1 milyon yolcu giriş çıkış yapmıştı. Yine 2001 yılı rakamlarıyla giren araç sayısı 140,574 çıkan araç sayısı ise 149,000 dir.

Keşan ilçesi M.Ö. 30. yy'dan itibaren Luvi ve Trak Türkleriyle başlayan bir geçmişe sahiptir. Yöre daha sonraları eski Yunan, Pers, Makedonya ve Bizans yönetimlerinde kalmış, 14.yüzyılın ikinci yarısında Osmanlı hakimiyetine girmiştir. 1877 yılında ilçe olan Keşan, sırasıyla Rus, Bulgar ve Yunan işgallerine uğramış, 11 Ekim 1922 Mudanya Ateşkes Anlaşması sonrası 19 Kasım 1922'de TBMM hükümetine bağlanmıştır.

Adının Kökeni

Salakoğlu fethedildikten sonra, buraya Anadolu'dan göçmen getirtip yerleştirildi. "Gacal" tabir dilen eski yerlilerin bunların torunları olduğu söylenir. Trakya'nın güneyine yoğun olarak yerleştirilen bu yörüklere "Topkeşan" yörükleri deniliyordu. İsim zamanla kısaltıldı ve Keşan olarak kullanılmaya başlandı. Bir başka söylenceye göre ise kirişlerinin çokluğu ile dikkati çeken bir han vardı. Keşan adı "Kırkkirişhan" adından bozmadır.

Keşan'ın ismi ile ilgili bir başka söylence de, bugünkü eski Mezbahahane'nin bulunduğu yerde çok eskiden bulunan,kervanlarların dinlenme yeriyle ilgilidir. burada atlar dinlendirme amaçlı kaşandırılır, yani araba ve koşumlarından sökülüp dinlendirilirmiş. kaşandırmak yani dinlendirmek deyimine dayanılarak Keşanın adı bir müddet kaşan olarak da kullanılmış.

Anadolu'da halk arasında işlevi "çekmek" türünden değişik nesnelere de bu ismin verildiği görülür. Bazı yörelerde atların deri koşumlarına "kaşan" denmektedir. Ayrıca Keşan ismiyle, İran'da bir kent de bulunmaktadır.

İlçenin antik çağdaki adı birçok kaynakta geçtiği gibi, "Zerlanis"tir. Bölgeye M.Ö. 30.yy'dan itibaren gelmeye başlayan Luviler'in bu ismi verdikleri kaynaklardan anlaşılmaktadır. Bu isim Roma döneminde de kullanılmıştır.

Nüfus, Coğrafya ve Turizm

Nüfusunun tamamının ana dili konuştuğu Keşan'ın merkezi (2000 yılı nüfus sayımına göre) 46,734, belde ve köyleri 34.842 olmak üzere toplam 77,576'dır. Bu sayı, mevsim özelliklerine bağlı olarak değişkenlik göstermekte, özellikle yaz aylarında 250,000 kişiye ulaşmaktadır

Keşan Marmara Bölgesi'nin Trakya bölümündedir. Yörede Akdeniz ikliminin Marmara'ya özgü iklim şekli hüküm sürer. Yüzölçümü 1087 km2 olan Keşan'ın denizden yüksekliği 100 m.dir. En yüksek noktası ise 371 metre ile Hızırilyas (Hıdrellez) tepedir. Yıllık yağış miktarı 550-600 mm. olup, mevsimlere göre dağılımı Kış: %38, Sonbahar: %27, İlkbahar; %22 ve Yaz: %13'tür.

Toplu bir yerleşme alanı görülen Keşan'da Cumhuriyet döneminde ve özellikle son 20 yılda hızlı bir yapılaşma göze çarpar. Kooperatif ve özel kişilerin yapıları halen hızla devam etmektedir. Bu hızlı gelişmeye sosyal yaşam da ayak uydurmuştur. Keşan'da her gün, özellikle haftalık pazarı olan cumartesi günü çok canlı bir günlük yaşam görülmektedir. Bu hareket Keşan'da sosyo-ekonomik hayatı da olumlu yönden etkilemektedir.

Saros sahil şeridi ve burada yer alan Erikli, Mecidiye, Yayla, Gökçetepe, Sazlıdere gibi sayfiye yerleri deniz, orman ve piknik tipi yaz turizmi merkezleridir. Temiz denizi ve yakınlığı Keşan'ı yaz turizminin ilgi odağı haline dönüştürmüştür. Uzun yıllar önce yerli ve yabancı balıkadamlar tarafından keşfedilen ve Orfoz balığıyla ünlenen Saros Körfezi amatör balıkçılar için de bulunmaz cennetlerden birisidir. Saros Körfezinde 144 çeşit balık, 170 çeşit sualtı canlısı vardır. Körfez otoepürasyon denilen dünyanın kendi kendini temizleyebilen iki körfezinden biridir. Bunun yanısıra dalış turizmi (scuba diving), doğa yürüyüşü (trekking) tarzı turizm etkinlikleri için elverişlidir. Gökçetepe ve Danişment sahillerinde Orman Bakanlığı-Milli Parklar'a bağlı günübirlik ve yataklı dinlenme tesisleri vardır.


 

Eğitim, Kültür ve Medya

Keşan Meslek Yüksek Okulu ile çevresinin kendisine olan bağının daha da arttığı gözlenen ilçe, 7 Lise, merkezde 13, belde ve köylerde 20 olmak üzere toplam 33 İlköğretim Okulu ile yörenin eğitim ve öğretim alanında önemli bir merkezini oluşturmaktadır.

Keşan'da ayrıca bir halk kütüphanesi, dört özel dershane, üç özel sürücü kursu, Halk Eğitim Merkezi, Çıraklık Eğitim Merkezi gibi kuruluşlar da ilçe eğitim ve öğretiminin diğer önemli unsurlarıdır.

Keşan'da kitle iletişim faaliyetleri ikisi günlük (Önder ve MedyaKeşan) ikisi haftalık (Halkın Sesi, Saros) olmak üzere 4 ayrı gazete ve bir radyo (Keşan FM) ile sürdürülmektedir. Ayrıca çeşitli okul ve derneklerin kimisi düzenli, kimisi düzensiz olarak çeşitli periyodlarda yayımlanan yayın organları da bulunmaktadır. Her yıl Ağustos ayı sonlarında Keşan Kültür ve Turizm Festivali gerçekleştirilmektedir.

 

Ticaret ve Sanayi

Geniş bir hinterlandın sağlık merkezi olduğu gibi ticaret ve turizm merkezi de olan Keşan Vergi Dairesine kayıtlı:

25 adet Anonim, 372 adet Limited, 13 adet ticari kooperatif ve diğer türde 1 adet olmak üzere 411 şirket bulunmaktadır.

1589 ticari kazanç, 105 zirai kazanç, 138 serbest meslek ve diğer mesleklerde 385 olmak üzere gerçek usulde 2226; 2107 basit usulde ticaret, 11'i serbest meslek olmak üzere basit usulde 2118, toplam 4364 Gelir Vergisi mükellefi, 411 adet de Kurumlar Vergisi mükellefi vardır.

Yukarıdaki bilgiler ışığında genel vergi durumuna bakıldığında, 1996 yılında 934 milyar olan toplam vergi tahakkuku 1997 yılı sonu itinariyle 2 trilyon lirayı bulmakta ve yine alınan bilgilere göre, vergi tahsilatının da 1997 yılı itibariyle %90'larda seyrettiği görülmektedir.

Keşan İlçesi Köylere Hizmet Götürme Birliği üyesi 44 köyden 29 köye süt üretimini, kaliteyi ve pazar payını arttırmak amacıyla Yunan vatandaşı da gelmektedir. Kurulan pazar nedeni ile ilçe merkezi nüfusu cumartesi günleri 100.000'e ulaşmaktadır. Ticari hayatın bir başka göstergesi olan borsa işlemleri Keşan Ticaret Borsa'sında yine özellikle tarım ve hayvancılık ürünleri üzerinde seyretmektedir.

Un (5), yağ (1), çeltik (5), yem (1), süt (2), hazır çorba (1) fabrikaları dışında 11 adet süt işleme tesisi, 23 adet fırın ve 16 adet imalathane ve 3 adet hazır giyim fabrikası, 1 adet hazır beton üretim tesisi, 14 adet kömür 3 adet taş ocağı ve küçük sanayi sitesinde 30 farklı iş kolunda faaliyet gösteren küçük çaplı sanayi kuruluşları mevcuttur.

Sağlık

Keşan’ ın merkez, belde ve köyler nüfusunun 77.576 olmasına karşın, sağlık hizmeti verilen nüfus sayısının bu nüfustan çok daha fazla oluşu dikkat çekmektedir. Bu sayı, mevsim özelliklerine bağlı olarak değişkenlik göstermekte, özellikle yaz aylarında 250 bine ulaşmaktadır. 1 tane 100 yataklı Devlet Hastanesi, 1 Özel Hastane (Özel Keşan Vatan Hastanesi), 1 Tıp Merkezi (Özel Keşan Tıp Merkezi), 10 Sağlık Ocağı, 1 Verem Savaş Dispanseri, 1 Ana Çocuk Sağlığı ve Aile Planlaması Merkezi, 27 tane Sağlık Evi ile 1 Sosyal Sigortalar Kurumu Dispanseri mevcuttur. Keşan’ da 30 Eczane, 40 Özel Tabib Muayenehanesi, 16 Diş Hekimi, 2 Özel Biyokimya Laboratuvarı, 2 Özel Radyoloji Laboratuvarı bulunmaktadır. Trakya’ da diyaliz merkezi bulunan tek ilçe hastanesi Keşan Devlet Hastanesi’ dir. Devlet Hastanesi’ nde ayrıca bir de helikopter pisti bulunmaktadır.

Osmanlı döneminde, önemli bir yeri olan ilçe zamanın şehzadelerine dinlenme ve avlanma olanağı sağlamıştır. İlçe bugünlerde turizm yönünden de gelişmenin ve keşfedilmenin gayreti içindedir. Son yıllarda yapılan arkeolojik araştırmalar göstermiştir ki ilçenin, çok sayıda yer altı zenginliklerine sahiptir. Lalapaşa, tarihi kalıntılarının çokluğu, ilçesi ve köyleri ile birlikte 17 bin yıllık bir tarihi sinesinde barındırmaktadır. Tarihi eserlerden dolmenler, yurdumuzda sadece Kars ilinde ve Lalapaşa ilçesinde bulunmaktadır. Menhirler ve kale kalıntıları yanında Mimar Sinan'ın yaptığı su yolları birer tarihi anıt olarak bugün de varlığını ayakta durarak sürdürmektedir.

Buluntu ve kalıntılardan, ilçede günümüzden 5-6 bin yıl öncesinde insanoğlunun yaşadığı anlaşılmaktadır. Bazı kaynaklar da M.Ö. III. bin yılında Anadolu'ya geçen ve Avrupa'dan geldiği sanılan Lüviderden söz eder. Bunların Hint Avrupa ailesinden olduğu belirtilir.

Yazılı kaynaklar bölge tarihini Traklar'la başlatır. M.Ö. VIII, ve VI. Yüzyıla ait yazılı kaynaklardan Traklar'ın ismine raslanmaktadır. Trak kabilelerinin bölgeye kuzey yoluyla geldiği ve Traklar'ın önce mağaralarda, sonra etrafı hendeklerle ve çiderle çevrilmiş köylerde yaşadıklarını belirtiyorlar.

Lalapaşa, Padişah Murat Hüdavendigar'ın Lalası, Lala Şahin Paşa tarafından 1361 yılında fethedildi. Komutan Lala Şahin Paşa'nın isminin bu beldeye verildiği yazılı kaynaklarda belirtiliyor.

Lalapaşa İlçesi Balkan Savaşı'na kadar merkezi Hacıdanişment olan Çöke Bucağı'na ait bir köydü ve adı Paşaköy olarak anılırdı.

Ulaşım

Lalapaşa ilçesi, Edirne'ye 27 km. uzaklıkta olup ulaşım karayolu ile sağlanmaktadır. Her gün düzenli olarak 30 dakikada bir Lalapaşa-Edirne arası karşılıklı servis vardır. Sadece Pazar günleri saatte bir minibüs servisi yapılmak tadır. İlçe merkezinden Edirne'ye gidiş süresi ortalama 25 dakikadır. Hamzabeyli Sınır Kapısı yolunun yapım çalışmaları tamamlandığında Lalapaşa-Edirne arasındaki mesafe 20 km'ye inecek ve ulaşım süresi azalacaktır.

Hamzabeyli Sınır Kapısının açılması ilçeye ve köylerine ticaret ve turizm açısın¬dan önemli katkıları .olacağı düşünülürse bu yolun hayati önemi daha iyi anlaşılır.

Turizm

Muhiddin Baba Türbesi: Muhiddin Baba, doğum tarihi belli değil ölüm tarihi (Rumi 919) Miladi 1513 yılında Anadolu Yörük Türklerinden Saru Türkleri buraya gelerek yerleşmişlerdir. Köyün kurucusu II. Bayazıd dönemi vezirlerinden, Sadrazam Çandarlı İbrahim Paşa'dır.

İbrahim Paşa, Kazaskerliği döneminde bu köyü İstanbul'daki camisine vakfetmiştir. İbrahim Paşa'nın oğlu olan Muhiddin Mehmet Çelebi'nin zaviyesi köyün birkaç kilometre kuzeyinde bulunuyordu. Muhiddin Mehmet Çelebi'nin ölümü sonrası zaviye ziyaret yeri olmuştur.

Dolmen: Bir mezar odasının çeperlerini oluşturan dikey taşların desteklediği bir ya da daha fazla blok taşın oluşturduğu tarih öncesi yapısıdır. Dolmenlerin, Türkiye'de yalnızca Kars'ta ve Lalapaşa'da yer aldığı bilinmektedir.

Lalapaşa' da bulunan Dolmen'ler Lalapaşa ilçesi'nin merkezinde Tümülüs içine gömülmüş sıradan olmayan bir Dolmen yer almaktadır Mezar odası dışarıya açılan koridoru ile görülmeye değer niteliktedir.

Hacıdanişment Vaysal hudutları içersinde muhtelif büyüklükte pek çok Dolmen bulunmaktadır. Dolmenler yekpare kabataş bloklarından inşa edilmiştir. Hepsi de güneye bakan yekpare taş blok duvarların zemine yakın kısmında bir menfezi vardır. Genellikle açık bir giriş ve ardarda kapalı iki mekandan oluşmaktadır.

 

Menhirler: Men "taş" ve Hir "uzun" Uzuntaş anlamına gelmektedir ve toprağa dikine yerleştirilmiş tek bir blok taştan meydana gelmiş anıtlardır. Menhirler, yurdumuzda Lalapaşa yöresinde, ilçenin kuzeydoğusunda çok sayıda vardır. Hacıdanişment köyüne 1 km. kala Yenibağlar Kayalığı denilen yerde de menhirler vardır. Hacılar köyü'nün 200 m. Güneydoğu yönünde de menhirler yer almaktadır.


Tümülüs: Bir mezar odasının ,üstüne taş ve toprak yığılarak oluşturulan yapay tepeciktir. Eski mezar , tepesi anlamındadır. Trakya'da 2-3 bin civarında tüinülüs olduğu sanılmaktadır.


Edime - Lalapaşa yolu üzerinde Hıdırağa köyü'nün çıkışında ve Küçükdöllük köyü'nün girişinde birer tane tümülüs vardır,Bunların dışında Lalapaşa-Ortakçı arasındaki, Dokuztepeler denilen mevkide dokuz tane tümülüs yer almaktadır.


Avcılık

Lalapaşa ilçesi ve köylerinde belli başlı olarak kara ve su avcılığını sayılabilir. Yörede avcılığa karşı büyük bir ilgi vardır. Bölge halkının sıra civar il ve ilçelerden de avcıların yöreye geldiği gözlenmektedir. Vaysal, Hacıdanişment, Kalkansöğüt ve Çallıdere gibi ormanlık alanlarda da avcılık yapılmaktadır.

İlçenin büyük kısmı, Doğu Trakya Yontukdüzü denen aşınmış yayla üzerindedir. Dalgalı düzlük görünümündeki, bu yaylanın ilçeyi de içeren kuzey bölümüne Lalapaşa yaylası denir. İlçenin en büyük vadisi, Meriç nehrininkidir. İkinci büyük vadi ise Ergene ırmağına ait olandır. İlçenin kapladığı yayla parçasında üç dere ile kollarının küçük vadileri de vardır. Meriç nehrinin ilçede kalan vadi yamaçları az, Ergene ırmağınınki çok eğimlidir. Kuzeyde Meriç nehri vadi tabanı, Akçadam ovası adıyla tanınır. İlçenin büyük akarsuları, adı geçen nehir ve ırmaktır.

İklim
İlçe, Akdeniz ikliminin Trakya Geçit Tipi alanındadır. Bu iklim sert bir kara iklimidir.Yazlar, genellikle sıcak ve kurak geçer. Kışlar, soğuk ve az yağışlıdır.
Güz yağışları ilkbaharınkinden fazladır. Rüzgarlar, daha çok kuzey yönlerden ve orta şiddette eser. İlçe yağış bakımından yarı nemlidir. Doğal bitki örtüsü, kuru ormandır.
Eskiden ilçenin kuzey batısıyla güney kısımlarını örten ormanlar ortadan kaldırılmış ve yerinde bozkır oluşmuştur. Bu bozkır, tarla ve otlak olarak kullanılır. Orman kalıntısı ağaçlıklara rastlanabilir. Akdeniz iklimine özgü katran ardıcı adlı ağaççık görülebilir. Maki denen örtüye ait bu ağaççığın yaşaması, ilçeyi Akdeniz iklimi, Marmara Tipinin de etkilediğini gösterir.
Etkinlik
Nasuhbeyköy Dallığı ve Büyükaltıağaç Mayalar adıyla anılan ilkbahar şenlikleridir.

Adını XVI. yy'da Edirne Kirişhane Mahallesi'nin kurucusu Süle Çelebi'den alan Süloğlu, tarihi kimliği, doğal güzellikleriyle Edirne'nin küçük ama gelişmeye açık ilçelerinden biri...

Tarihçesi
Osmanlılar 14. yy'ın II.çeyreğinde Rumeli'ye geçtikten sonra, Türk akıncıları Şehzade Süleyman, Hacı İl Bey ve Lala Şahin Paşa komutasında fetih hareketlerine girişmişlerdir. Fethettikleri topraklara adaletli yönetim ve hürriyeti taşımaları, Süloğlu ve çevresinin de kolayca Türklerin eline geçmesini sağlamıştı. Anadolu'dan gelen Oğuz Türkleri boyundan Kocacık Yörük ve Türkmenleri Süloğlu çevresinde iskan edilmişti.

Böylece geniş araziler üzerinde kasabalar, köyler, çiftlikler kurulmuştu. Yeni kurulan bu yerleşim yerlerine büyük ailelerin reislerinin adları verilmişti. Süloğlu çiftliğinin 16. asırda kurulduğu tahmin edilmektedir. Edirne'nin Kirişhane Mahallesi'nin kurucusu Hacı Süle Çelebi'dir. Hacı Süle Çelebi 1559 Ekim ayında (Hicri 967 yılının Muharrem ayında) burada bir cami yaptırmıştı. Hacı Süle Çelebi 1568 yılında (Hicri 976) yılında vefat etmiştir. Süle köyü tımarının Süle Çelebi'ye babası Hacı Sinan'dan kaldığı anlaşılıyor. Bundan sonra oğluna kaldığı için bu yöre Süleoğlu adını almıştı. Evliya Çelebi Kırım dönüşünde, Muhittin Baba ve Sarıdanişment Köyü üzerinden Hasköy'e gekdiğini yazmaktadır. Yolculuğunda Süloğlu çiftliğinin güzelliğinden bahsetmektedir. Süleoğlu ve yöresi 1828-1829 Osmanlı-Rus savaşında yıkıma uğrar. Bimlerce insan savaş sırasında ve sonradan meydana gelen salgın hastalıklar sonucu ölür. daha sonra 93 Harbi diye anılan 1878-1879 Osmanlı-Rus savaşı sonundaysa, göçmenler yerleştirilir. Böylece iskan günümüze kadar çeşitli ülkelerden gelenler ile devam etmektedir. Yöre en acı gnlerini Balkan savaşı'nda yaşar. 1913'te esaret sona erer. Birinci Dünya Savaşı'nda Osmanlı İmparatorluğu'nun mağlup olması üzerine, 1920'de bu defa Yunan işgaline uğrar. İşgal 22 Kasım 1922'de sona erer. Süleoğlu, Cumhuriyetin ilanından sonra 1934 yılına kadar Tatarlar nahiyesine bağlı köy; 1934 yılında Edirne'ye bağlı nahiye, 1967 yılında belediye, 1990 yılında da ilçe olmuştur. 1990 yılında T.B.M.M'nde ilçe oluşu ile ilgili kanun tasarısıgörüşülürken Süleoğlu adı Süloğlu olarak değiştirildiği için, bundan sonra ismine Süloğlu denilmiştir.

Coğrafi Yapısı
İlçenin yüzölçümü 256 km2'dir. Güneyinde Hazsa, doğusunda Kırklareli, kuzeyinde Lalapaşa ve batısında Edirne ile çevrilidir. Dalgalı bir arazi yapısına sahiptir. Başlıca yükseltileri Tavşan Tepe, Fakir Tepe, Yatsı Tepe ve Kamber Tepe'dir. Akarsuları, Süloğlu Deresi ve Geçkinli Deresi'dir. Başlıca göletleri, Süloğlu Barajı, Keramaettin Sülecik ve Geçkinli Göletleridir. Karasal iklim hüküm sürer. Halkın başlıca geçim kaynağı tarım ve hayvancılıktır. Genellikle kuru tarım daha çok yapılır. Başlıca tarım ürünleri, tahıllar, ay çiçeği ve mısısrdır. İlçede daha çok büyük baş hayvancılığı olarak süt inekçiliği yapılır, küçük baş hayvanlardan koyun yetiştirilir, arıcılıkta gelişmeye başlamıştır.

Tarihi Eserleri ve Turistik Yerleri


Süloğlu ve çevresi eski çağlardan bu günümüze önemli uygarlıklara beşiklik etmiştir. Bu dönemlere ait Keramettin, Tatarlar ve Domurcalı köyleri arasındaki yörede, tarih öncesi döneme ait ilk anıtsal mezar örneklerinden, menhir ve dolmenler bulunmaktadır. Geçkinli küküler köyleri civarında anıt niteliğinde Tatar Türbesi bulunmaktarı. Balkan Savaşlarının yoğun olarak geçtiği Geçkinli Köyü'nde Balkan Şehitleri Abidesi yer alır.
Tatar Türbesi
İlçe turizm bakımından fazla gelişmemiştir. Süloğlu barajı ve parkı ile, Küküler Korosu yaz mevsiminde önmeli Mesire yerleridir. İlçede bulunan Süloğlu Barajı, Keramettin, Sülecik, Geçkinli Göletleri yöresel turizmin gelişmesine katkıda bulunmaktadır.

Sanayi ve Yer Altı Zenginlik Kaynakları
İlçe sanayi bakımından gelişmemiştir, daha çok tarımsal araç üretimine yönelik çalışmlar yapılmaktadır. Bunların içinde en önemlisi "Kabak Çkeirdeği Ayırma Makinesi'dir." Üretilen möakineler yurt içinde satıldığı gibi, yurt dışında da Yunanistan, Romanya, Bulgaristan ve Ukrayan gibi ülkelere ihraç edilmektedir. İlçenin Domurcalı yöresinde 1993 yılında başlatılan Edirne Organize Sanayi bölgesi aly yapı çalışmaları 260 hektar arazi üzerinde devam etmektedir. Sanayi bölgesi faaliyete geçtiğinde yöre için büyük katkısı olacağı düşünülmektedir.
Tarım aleti

İlçe yeraltı zenginlik kaynakları fazla önemli olmamakla birlikte, Geçkinli Köyü yakınında Linyit kömürü, Süloğlu yakınında Kuars madenleri işletilmektedir. Yine Süloğlu'nun kuzeyindeki Aktaşlar yöresinde Mermer madeni bulunmaktadır.
Mermer Madeni
Nüfus ve Sosyal Durumu
İlçe, 10 köy ve merkezdeki dört mahalleden oluşmaktadır. 1997 nüfus sayımında ilçe merkezinin nüfusu 5633, bağlı köyleri ile birlikte tolam nüfusu 11426 iken, 2000 nüfus sayımına göre ilçe merkezi 6546, bağlı köylerle birlikte toplam nüfus 11912 kişi olmuştur. Nüfus artışı fazla değildir. Yörenin sanayi yönünden fazla gelişmemesi dışarıya nüfus göçünün artmasına sebep olmaktadır.

Uzunköprü'nün kuruluşu, 1427 yılında II.Murad Han emriyle Ergene Nehri üzerinde Mimar Muslihiddin tarafından bir köprü yapılmaya başlanmasına dayanır. Bunun öncesinde Uzunköprü'nün bu gün bulunduğu yerde ERGENE nehrinin bataklıkları ve ormanlık arazi bulunduğu bilinmektedir.


Avrupa'ya sefer yapan Osmanlı ordusunun toplanma yeri olan Edirne'ye geçiş güzergahı üzerinde bulunan bu arazide ordu geçişi için daha önceden yapılan köprülerin Ergene nehrindeki taşkınların sonucu yıkılması ile kalıcı bir köprü inşaasına karar verilmiştir. Ormanlık ve bataklık arazide haramilerin dolaşması bölgeyi güvensiz hale getirdiğinden dolayı köprünün korunması için bir kasaba kurulmasıda verilen kararlar arasındadır. Osmanlı'nın son dönemlerinde "Uzunköprü" adını alacak bu kasabanın o zamanlarda kayıtlarda Cisr-i Ergene kasabası olarak geçtiği görülmektedir.

Uzunköprü, Osmanlıların Rumeli'de kurdukları ilk yerleşim yeridir. Daha önce var olan bir kasaba değil, tamamen Türklerce oluşturulmuş bir şehirdir. Uzunköprü'nün inşaası 4 yıl sürecek ve dünyanın en uzun taş köprüsü olarak tarihte yerini alacaktır. II. Murad tarafından köprü yakınına kurulan kasaba da Osmanlıların Avrupa kıtasında ilk kurdukları yerleşim merkezi (diğer yerleşim merkezleri tarihte önceden var olan yerlerdi ve fetihlerle ele geçirilmişlerdi) olarak tarihe geçecektir. Kuruluşu sırasında Cisr-i Ergene Kasabası'na II.Murad'ın emri ile Muradiye Camii ve bir de hamam yapılmıştır.

Uzunköprü, Osmanlı'nın son döneminde yaşanan savaşlar sırasında hem Yunan hem de Bulgar istilası altında kalmıştır. 1920-22 Yunan işgali sırasında ismi Makrifere olarak değiştirilmiştir. Uzunköprü'nün ilginç bir özelliği de, köprünün başında, Osmanlı ülkesinin ilk Hürriyet anıtının 1909 yılında dikilmiş olmasıdır. Bugün Yunanistan sınırına 6 km uzaklıkta yeralan Uzunköprü ilçesi geçimini tarım ve tarımsal sanayii üzerinden sağlamaktadır. Ergene Ovası'nın bereketli topraklarında çeltik, ayçiçeği ve buğday başta olmak üzere tarımsal ürünler, diğer bölgelere nazaran yüksek verimlilikle üretilmektedir. Ancak son 20 yılda Trakya'da gelişen kontrolsüz sanayii ile birlikte çevre problemleri Ergene Nehri'ni kullanılamaz hale getirmiştir. Sanayii atıklardan dolayı hergün farklı renkte akan Ergene Nehri kokusu ve içerdiği kimyasallar nedeniyle tüm bölge halkını ve ekonomisini olumsuz yönde etkilemektedir.